 Bebeğe ilk banyolarını yaptırmak, o kadar kolay bir iş değildir: Onun nasıl tutulacağını biliyorsunuz. Bu konuya daha önce yer vermiştik. Bebeğin elinizden kayacağından, su yutacağından ya da soğuk alacağından korkmayınız. Neler yapmanız gerektiğini yineleyelim: 1. Bebeği bütünüyle soyunuz. Üşümemesi için bir örtüyle sarıp sarmalayınız. 2. Henüz kendinize yeterince güvenemiyorsanız, küvete sokmadan önce başını ve yüzünü yıkayınız. 3. Örtüyü üzerinden alınız; ama elinizin altında olacak bir yere bırakınız. 4. Eskiden beri uygulandığı gibi dirseğinizle suyun sıcaklığını kontrol ettikten sonra bebeği usulca küvete sokunuz. 5. Bebeği koltuk altından sıkıca tutunuz ve başını kolunuza dayayınız. Böylece öteki eliniz, yıkamak için serbest kalacaktır 6. Bu arada bebeğinizin suyla oynamasına izin veriniz. Böylece suyu sevmesini sağlarsınız.
Banyonun yararı yalnız bebeğin bedeninin sürekli temiz tutulması değildir. Banyo iştah da dahil olmak üzere, bedenin hemen bütün işlevlerini canlandırır, artırır ve harekete geçirir. Banyonun rahatlatıcı (dinlendirici, gevşetici) bir fizyolojik etkisi de vardır.
Bebeğin banyoda ana-babasının kendisine yardım ettiklerini hissetmesinin yarattığı güven buna eklenince, sakin bir uykuya dalabilmesi için en elverişli ortam sağlanmış olur.
Şu halde, böyle bir anın minik çocukta büyük bir zevk kaynağı olmasına çalışmak, suyun içinde dilediği gibi çırpınmasına izin vermek gerekir. Arada bir onunla gevezelik etmeli ve bedeninin yıkadığınız kısımlarının adını söylemelisiniz. Kısaca.bu olayın çocuk tarafından elden geldiğince sakin ve keyifli bir biçimde yaşanması sağlanmalıdır.
|
|
Devamı...
|
|
 Yeni doğmuş bir bebek nasıl yatırılmalıdır? Birçok uzman, uzun sürecek bir uyku için, daha ilk günden başlayarak bebeği yüzükoyun yatırmanın en iyi yatırma biçimi olduğu görüşündedirler. Bu durumda, minik başını doğrultabilir; bu hareket boyun ve sırt kaslarım güçlendirecektir.
|
|
Devamı...
|
|
 Erken dünyaya gelmiş bir bebeğin davranışlarının incelenmesi gebeliğin 28. haftasında doğanların, ancak bir uyarı ile rahatsız edilirlerse uykularını böldüklerini ve uyandıklarını, göstermiştir. Oysa, 32. haftada doğanlar bir uyarıya gerek kalmadan kendiliğinden uyanırlar; uyandıktan sonra gözlerini hareket ettirirler.
Gebeliğin 37. haftasına doğru doğanlarda uyanma sırasında şiddetli bir ağlama görülebilir. İki tür uyanıklık hali vardır: Birinde yalnızca kol ve bacak, arasıra oynatılmaktadır; ötekindeyse bebek daha hareketlidir.
|
|
Devamı...
|
|
 Kafatasını oluşturan kemikler ilk aylarda bütünüyle kemikleşmemişlerdir, kısmen kıkırdaksıdırlar. Aralarındaki kaynaşma yerleri oldukça yumuşaktır. Kafa kemiklerinin ön ve arkada birleştikleri yerlere "bıngıldak" denir. Ön bıngıldak, alın ve yankafa kemiklerinin, arka bıngıldak ise arka ve yankafa kemiklerinin kesiştikleri noktada bulunur. Bu bıngıldakların yumuşak olması kafanın büyümesine olanak tanır.
Yeni doğmuş bir bebeğin çok yumuşak olan kafa kemikleri anne-baba için her zaman bir korku kaynağıdır. Ön ve arka tarafda bulunan yumuşak bölgelerden kafatasının içindeki beyin kütlesinin hissedilmesi mümkündür.
|
|
Devamı...
|
|
 Kuralları koyarken açık ve yalın olmak, onları en az sayıda tutmak ve yalnızca zorunlu olan durumlarda yaptırıma başvurmak gerekir. Şu halde, kurallar körü körüne bir otorite saplantısına dayandırılmamalı, pedagojik bir temel üzerine oturtulmalıdır Eğer koyduğunuz ve koyacağınız kurallara sizin davranışlarınız da uyuyorsa, onları öğrenmek ve kabul etmek çocuk için daha kolay olur. Çocuk sizi model olarak alır ve sizin hoşunuza gitmek için, yaptıklarınızı yapmaya çalışır. Eğer ona karşı nazik davranıyorsanız, onun da size karşı nazik olmaması için bir neden yoktur. Bir şey istediği zaman ona yardımcı olmaktan kaçınmıyorsanız, sofranın kurulmasına ya da odanın düzenlenmesine o da katkıda bulunacaktır. Eğer kural, "konuşmaya başlamadan önce, konuşanın sözünü tamamlamasını bekle" ise ve eğer siz onun anlattıklarını sözünü kesmeden dinliyorsanız, onun da aynı biçimde davranmasını beklemek hakkınızdır Çocukların dayanamadıkları şey, kendileri için geçerli uygulamalarda tutarsızlıklarla karşılaşmalarıdır. Yani anne-babanın, çocuğa önerdikleri davranış modellerine kendilerinin uygulamaya yanaşmamalarıdır. Eğer çocuk yetişkinlerin kendisinden neler beklediklerini ve tepkilerinin ne olacağını tam olarak kestiremiyorsa, onlara karşı güveni sarsılmaya başlar. Bir kuralı bir kez koyduktan sonra, onunla ters düşmemeye bakmalısınız. Ancak tutarlılık, esnek olmamak demek değildir. Bir başka deyişle, özel durumlarda kuralın dışına çıkılabılır.
|
|
Devamı...
|
|
 Korkular
Her çocuğun birtakım korkulan vardır, çoğu akla yakın olmayan korkulardır bunlar En azından büyüklerin gözünde, çocukların korktukları şeylerin çoğunun gerçekten tehdit edici bir yanı da bulunmamaktadır. Küçük çocuklara özgü korkular çok çeşitlidir: Karanlık; yalnız kalmak; şiddetli gürültüler; tuhaf bir adamın ortaya çıkıvermesi; bazı hayvanlar; vb...
Kimi bebekler odada uçan bir sinekten ya da masum bir kelebekten bile korkarlar, ondan kendilerini korkutan anlamlar çıkarırlar. Çocuk, her şeyden korkabilır Aslında onu ürküten şeyin kendisi korkunç değildir ama. bebeğe dehşet veren onun görüntüsüdür.
|
|
Devamı...
|
|
 Dil gibi, davranışların öğrenilmesi de düzenli bir çevrenin varlığını gerektirir. Bu çevrede yetişen çocuk neyin doğru, neyin yanlış olduğunu öğrenir. Çocuğun bir şeye ya da bir kimseye göre yerini saptamaya, yani belli çıkış noktalarına gereksinimi vardır; bu da çocuğun kendi başarılarını ölçüp yargılayacağı bazı değerlerin varlığını gerektirmektedir. Bugün pek çok anne-baba çocuk üzerinde nasıl bir otorite uygulayacaklarını bilemiyorlar.
|
|
Devamı...
|
|
 İki ile dört yaş arasındaki hemen bütün çocuklar, bazı sesleri ve heceleri çıkarmakta güçlük çekerler ve peltek peltek konuşurlar. Bu gelişme evresindeki bir çocuğun söylemek istedikleri sözcük dağarcığındakilerden daha geniştir; düşündüklerini dile getirmenin zor oluşu yüzünden yeni ve telaffuzu güç olan bir sözcük kullanması gerektiğinde çarçabuk bir şey söylemek ister ve dili sürçer. Hemen bütün çocuklarda özellikle kendilerini içinden çıkılmaz durumlarda hisseden çocuklarda bu tür kararsızlıklar ve yarım-yamalak konuşmalar görülür. Söylenmesi güç bir sözcüğü telaffuz etmek isteyen çocuk, daha ilk harfte ya da ilk hecede bocalayabilir. Bu tür konuşma kusurları çoğu zaman kendiliğinden yok olup gider: Onu her seferinde düzeltip, çabuk konuşmaya zorlayıp sinirlendirmeyiniz. Konuşma eylemi bilinçli bir hareket olmakla birlikte, ağızdan çıkan seslerin çıkma süreci bilinçdışıdır.
|
|
Devamı...
|
|
|